Kitabın Adı: Kazananın Suçu
Özgün Adı: The Winner’s Crime
Yazar: Marie Rutkoski
Çeviren: Barış Mol
Sayfa Sayısı: 400
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Arka Kapak
Kalbinin
sesini dinlemek, en büyük suçun olabilir.
Kraliyet düğünleri denince
akla, şafağa kadar bitmek bilmeyen balolar, havai fişekler ve şenlikler gelir.
Çoğu genç kızın hayali olan böyle bir düğün Kestrel için esaretten farksızdır.
İmparatorluk sarayında gizlice casusluk yaparken, artık aldığı her nefeste hile
ve yalanlarla sarılı olduğunu hissetmektedir. Üstelik özlemini duyduğu Arin’e
bile sırrını emanet edememektedir…
Arin ülkesini özgürlüğüne kavuşturmak için mücadele ederken
Kestrel’in gereğinden fazla şey bildiğinden kuşkulanmaktadır. Genç kız şoke
edici bir sırrı açığa çıkarmaya yaklaşırken, Arin’i en çok yaralayan şey,
karanlıkta ona saplanan hançer değil gerçeğin kendisi olacaktır.
Benim Yorumum
Arin, "Kendini nasıl bomboş hissetmiyorsun?" diye sordu.
Kütüphanenin kapılarını iterek açıp arkasından çarpmasına müsade ederken, Hissediyorum, diye düşündü Kestrel. Hissediyorum.
(sf. 119)
İlk kitabı yanlış bir zamana denk getirmemden dolayı okurken
çok boğucu bulmuş ve sıkılmış olsam da ikinci kitap olan Kazananın Suçu'nu hem
rahatlıkla hem de daha keyif alarak okudum.
Bu kitap biraz saray entrikaları havasında geçiyor, sürekli
bir sır ve yalanın peşinde koşuyoruz. Bu sebepten de diken üstünde okuyor ve
her an kötü bir şey olmasını bekliyoruz. Oluyor da. Olduğu zaman da gerçekten
kalbinizi kırıyor.
Neye mal olacağını bilmediğin bir seçim yapmak kolaydır.
(sf. 209)
Kestrel ve Arin ilişkisine değinmek istemiyorum ama serinin
başından beri Kestrel benim için daha esaslı bir karakter oldu. Yaptığı şeyleri
veya verdiği kararları beğenmiyor olsam bile benim hoşnutsuzluğum kızın o anda
yapması gereken en doğru şeyi yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Hamlelerini
titizlikle seçmek zorunda çünkü en ufak yanlışı ölümüne sebep olabilir. O da
yalnızca hayatta kalmaya çalışıyor.
Kestrel unutmuştu. Yüzünün çizgilerini çok iyi
anımsadığını sanıyordu oysa.
Kıpırdamadan duruşundaki huzursuzluğu. Her bakışı, geri alınamaz bir seçimmiş gibi
doğrudan gözlerinin içine bakışını.
(sf. 76)

Ben şu an yalnızca olayların üçüncü (son) kitapta nasıl bir
hâl alacağını merakla bekliyorum. İşler öyle çıkmaz ve kritik bir noktada ki
umut bile edemeyecek hâldeyim. Umarım seriyi bitirip bir köşeye koyduğumda
hissettiğim şey kalbimin sızısı olmaz ama buna çok da ihtimal vermiyorum
açıkçası.
"Bazen bir şeyi çok istediğini düşünürsün,"
dedi Arin. "Ama aslında onu bırakman gerekiyordur."
(sf. 307)
Kitabı satın almak için:
0 yorum